12 Aralık 2017 Salı

Mısır - Giza Piramitleri ve Kahire

Şarm El Şeyh'den otobüsle 7 saat süren dar koltuklu rahatsız ve uykusuz yolculuktan sonra "Wake Up!" isimli hostelimize vardık. Sabah erken olduğu için 12:00 ye kadar oda vermek istemediler ama ikna ettim ve odayı kaptık. 2 saat uyku çektik, resepsiyondan bilgi alıp günün planını yaptık ve hemmen düştük yola :) Kısıtlı zaman aralığında yolculuk yaptığımız için olabildiğince çok yer görmek arzusundaydık. Metro ile "Coptic Area" tabir edilen Kilisesi Camisi Sinagogu ile tarihin ve dinlerin buluştuğu bir bölgeye gittik. Yer altında yer üstünde mabedler koridorlar hediyelik eşyacılar (Olmazsa olmaz:) insanlar... Sonrasında Mısır'ın ve Afrika'nın en eski camisine "Amr ibn al-as" a gittik. Büyük sakin dingin bir yer. İçinde yaşlısından gencine dua eden din kitapları okuyan insanlar. Devamında Citadel tabir edilen Mısırın en büyük Camisini ziyaret ettik. Bizi oraya götüren taksici abimiz de taksisi de çok orjinaldi. Sohbet muhabbet şarkılar türküler vardık. Bu arada Mısır trafiği berbat, kaotik ve kuralsız. Cami çok etkileyici gelmedi ama üzerine kurulduğu tepenin Kahire manzarası güzeldi. Burada yürürken bir anda etrafımı saran gençler ve çocuklar hem toplu hem de teker teker fotoğraf istediler benden. Hiç birisini kırmamaya çalıştım ve bir sürü foto çektirdim. Kimbilir kaç arap gencinin İnstagram hesabını süslüyorumdur şimdi! :D Hahahaa! :D Mısır'da da biliyorlarmış meğer Blue Life'ı Falan! :D :D

Resepsiyonit arkadaşın kendinden emin tavırlarla 18:00'e kada açık dediği Mısır Müzesi saat 16:00 da kapanmış olduğu için giremedik. Gıcık oldum ama yapacak birşey yok. Öğrendik ki ertesi gün 17:30 - 21:00 arası ekstra açılacakmış. Biz de o gece Nil Nehri Bot Şov'a gittik. Nil üzerinde bir nehir otel gemisi. Gemi Nil'de ilerliyor içinde açık büfe yemek canlı Mısır müziği, Dansöz ve Tanoura adı verilen geleneksen Mısır dansı. Nil de olmak ilginçti. Adını hep duyduğumuz Kuzey Afrika'nın Can Damarı tabir edilen 6853 Km uzunluğu ile Dünyanın en uzun nehri. Özel bir nehirdi. Yemekler vasat, dansöz dans etmeyi bilmiyor olsada Tanoura dansçısı adam ayakta alkışlanacak bir performans sergiledi ve turu kurtardı. Müzisyenlerden de "Baş Darbukatör" iyiydi :D

Ertesi sabah çok önemli bir gün için uyandık. Dünyanın 7 harikasından birisi olan Giza Piramitlerini ve onlardan 2000 yıl daha eski olan Sakkara piramidini görecektik. Heyecan yüksekti. Hostelden ayarladığımız tur ile Önce Sakkara'ya geldik. Şöförümüz Mohammed hoş sohbet tavirları ile bize piramidin içine girmemizi sağlayabileceğini, üç beş kuruş bahşiş ile çözebileceğini söyledi. Tüm eskiliği ve değişik havasıyla Piramit ve Tomb tabir edilen mezarların yanındaydık. Hemmen kameralar çekildi ve Klik klik klik :D Mohammed söz verdiği gibi bizi piramidin içine aldırdı ve ekledi, "Bahşişi içerideki görevliye değil de bana verirseniz daha iyi olur ben ona veririm"

Çok ilginç ve etkileyici bir deneyimdi 7000 yıllık bir Piramidi görmek ve içine girmek. İnsanlık tarihi, insanlar, inançlar hepsi sorgulanıyor. Duvarlarda şekiller semboller ile anlatılan hikayeler destanlar, boş lahit, eski kokan duvarlar. Yine yaşanan eşsiz deneyimler. Birkaç hediyelik eşya almayı da ihmal etmeden Giza'ya doğru yola çıktık. Yolda bizim Antalya usülü hediyelikçilerde durduk ama buralar derici kuyumcu değil, Papirüscü, Mısır Parfüm ve yağları dükkanlarıydı. Şık mağaza da Papirüsler çok güzel ama çok pahalılardı. Parfüm ve Yağ özleri mağazası ise etkileyiciydi. Bin yıllardan beri kullanılan parfüm ve yağları tanıttılar. Firavun isimli parfüm yağlar Orjinal parfüm muadilli yağlar, baş ağrısına iyi gelen, cinsel gücü arttıran, karşı cinsi tahrik ettiği idda edilen çeşit çeşit yağlar. Etkileyici ama ne kadar gerçek. Bu kadar ayrıntılı ve ilginç sunun sonrası birşey almak ihtiyacı hissettim ve kokusunu en beğendiğim parfüm yağını aldım. Hayır sadece parfüm aldım diğerlerinden değil! ;) :)))))

Pis, toz toprak içinde fakir sokak ve yollardan Gizaya geldik. Piramitler şehrin dibinde ve büyük bir araziye yayılmışlar. Yürüyerek gezmek oldukça zor ve yorucu olacağından şoförümüz bizi At, Deve ve Rehber kiralayan bir işyerine götürdü. Çetin, amansız pazarlıklar sonrası yemek rehber ve atları ayarladık. Yemeğimiz mütevazi ve geleneksel Mısır yemeği olan Koşari idi. Makarna şehriye nohut mercimek ve soslarla süslenen bir yemek. Yemeği gömdük atlara bindik ve Piramitlere doğru yola çıktık.

Keops Piramidi, Kefren Piramidi ve Mikerinos Piramidi. Üç Büyükler. İşte karşımdaydılar. Çocukluğumdan beri duyduğum izlediğim okuduğum, yapılışları gizemleri sırları hikayeleri ile hala bilim insanlarının araştırma konusu abideler. Tüm ihtişamları eskilikleri ile karşımdaydılar. Eşsiz bir his ve deneyim. Bolca fotoğraf ve video eşliğinde gezdik. Etraf şaşkınlık verici derecede pis bakımsız ve kaotikti. Her yerde yanınıza gelen satıcılar dilenciler, etrafa saçılmış çöpler şişeler, düzensizce ve agresifce at deve binen Araplar... Firavunlar uyansa hiçbirinin şansı yok vallaa :)) Dünyanın 7 harikasından biri olan Keops, yanında Kefren ve Mikerinos, Orion Takımyıldızı'nın kemer yıldızları olan Alnilam, Alnitak ve Mintaka yıldızlarının gökteki konumunun Piramitlerin dizilişinin izdüşümü... Yanlarında eşlerine ve çocuklarına ait küçük piramitler mezarlar vs. Devam ettik Büyük Giza Sfenksine. Büyük, ihtişamlı. Her yer turist, sayısız kamera ve telefon...

Tatmin olmuş bir şekilde kaotik trafik ve biraz da yorgunluk ile Kahireye döndük. Durmak yok ama. Hemen Mısır Müzesi :)

Dünyanın en önemli Müzelerinde birisi her yerinden sayısız eser fışkırıyor. Gelişmiş bir ülkede olsa eserlerin, beş katı büyüklükte bir binada sergileneciğini ve her eserin korunacağını tahmin ediyorum. Birbirinden özel eserler serpme usül yayılmış her yere herkes her şeye dokunabiliyor çarpabiliyor. İstersen 5000 yıllık tabletin üzerine "Müslüm Baba" yazabilirsin kimsenin umurunda değil. Özel parçalar Mumyalar üst katta ve Fotoğraf çekmek yasak. Kamera için ektra para alsalar bile. Müthiş dolu ve kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir müze...







































































































































...devamını göster (show more...)

4 Kasım 2015 Çarşamba

15 Ekim 2015 Perşembe

Brezilya - Rio De Janeiro


Yolculuğumun son durağı Rio De Janeiro'ya vardığımda hava kararmak üzereydi. Meşhur plaj bölgesi olan Ipanema semtine geldim ve kalmayı planladığım hostele ulaştım. Hostel fiyatları yüksek. Bölge elit bir yer belli. Hostelimde çalışan Arjantinlilerle kısa bir sohbet sonrası dışarı çıkıp son durağımdaki eğlence olayını başlatmak istedim. Önce yemek olayını hallettim sonra yönlendirildiğim barlara gittim. Hafta içi olduğu için biraz sakindi. Barlarda fazla hareket yoktu. İçki fiyatları yüksek sayılır. Biraz dolaşıp hostelime dönerken bu bölgenin beni kesmeyeceğini, yarın plaj sefasından sonra "Lapa" bölgesine geçmem gerektiğini anladım.

Ertesi sabah şu meşhur Ipanema plajına bir gideyim dedim. Plaj manzaraları hiç fena değildi :)) Hoş insanlar görmek mümkün ;) Atlantik okyanusu çok dalgalı ve pek temiz görünmüyor. Gayet hoş bikini modelleri olan iki arkadaş fotoğraflarını çekebilir miyim diye sordular, foto çektik sohbet ettik. Sonrasında Hostele döndüm çantamı alıp Lapa'ya geldim. Lapa, şehrin eski bölümü. Dünyanın en tehlikeli ülkeleri arasında sayılan Brezilya'da ciddi dikkatli olmanız gereken bir bölge. Tarihi evleri binaları katedrali barları özellikle hafta sonları çılgın şenlikli sokakları ile tam bir macera... Hostele yerleştim ve hemen çıktım sokaklara. Oldukça fotojenik bir yer. Binalar insanlar sokaklar bol bol foto çektim. Burayı ziyaret edecek insanlara uyarım oldukça dikkatli olmaları yönünde. Mütevazi kıyafetler, mütevazi fotoğraf makinesi ve basit takılarla daha az dikkat çekmeleri faydalı olacaktır. Bir esnaf lokantası keşfettim. Garson aynı bizim "Köfte-Piyaz" lokantalarındaki "Biyruun Abiciğm!" diyen abiler gibi :) Girdim güzel bir yemek yedim. Akşam gece alemine akmak için hazırlanırken Leticia ile tanıştım. O da dışarı çıkmak için hazırlanıyordu. Benimle çıkabilir mi diye sordu, beraber çıktık Lapa sokaklarına. Şimdiii... Lapa'yı ziyaret edenler bilir, etmeyenler için biraz anlatayım. Hafta sonu lapa sokaklarında heerr çeşit insan görmek mümkün. Rock, blues, bossanova, samba barlar, sokaklarda müzik yapıp dans edenler, ilginç boyutlarda travestiler, turistler, sarhoşlar, içki satıcıları, polisler, evsizler, kaliteli barlar, kalitesiz barlar tam bir panayır. Müthişş :)) Leticia ile sokak satıcılarından içki aldık. Şu meşhur Caipirinha kokteylinden. Beğendiğim bir koktelydir. Cachaça isimli şeker kamışından yapılan Rom benzeri bir içkiden yapılıyor. Sokaklarda dolaştık, barlara gittik, içtik sarhoş olduk, deli gibi eğlendik. Gecenin sonunda"Oh bee işte bu, Rio'da olduğumun farkına vardım" diyebildim...

Ertesi günlerde etraf gezmeleri yaptım, Gördüğüm en ilginç Katedrallerden birisi Rio'da. Selaron yada selaron basamakları, Şili doğumlu sanatçı Jorge Selaron'un Rio'ya hediyesi. Evinin önünü renklendirme amaçlı başlayan, yayılan ve büyüyen seramik parçaları ile süsleme eylemi, komşuların ve dünyanın değişik yerlerinden getirdikleri seramikleri Jorge Selaron'a bağışlayan turistler sayesinde büyümüş ve ünlenmiş. Eskiden kimsenin yanından geçmek istemediği semt, dünyanın heryerinden gelen insanları akın ettiği bir yer haline dönüşmüş. Corcovado (Dev isa Heykelinin bulunduğu yer), Sugar Loaf Tepeleri ve Teleferikler, Maracana Stadyumu, Rio Karnavalı geçit töreninin yapıldığı Sambodrom sonraki günlerde gezdiğim yerler oldu. Rio'da çok şey yaptım. Futbol maçına giderek "Flamengo - Internacional" takımlarının mücadelesini izledim. Stadyum ortamı müthişti. Taraftarlar çılgın :) Ee buraya kadar gelipte Samba Okulu ziyaterti olmadan olmaz. Buraya gelecek herkese tavsiyem bir cumartesi akşamı bir samba okuluna gidip müzik dans şovlarını izleyip bol bol Caipirinha tüketmeleridir. Halkla kaynaşıp samba yapmaya çalışın yeter onlar gibi olmanız gerekmez. Çoook eğlenceli. Üstelik sıcak kanlılar... Copacabana plajına da gittim. Orada da konakladım. Pek bişey yok asında gece hayatı anlamında. Gündüz plajda voleybol,futbol oynayan, koşan güneşlenen insanlar mevcut.

Yolculuğumun son durağı Rio De Janeiro'da çok eğlendim. Çok garip duygular içindeydim. 1 yıldan fazla süren nefes kesici yolculuğumun sonuna geldim. Yaşadıkları gördüklerimi düşündükçe içim içime sığmıyor ve çok duygulanıyorum. Aylar sonra bile bunları yazarken heyecandan karnıma ağrı giriyor ve gözlerim doluyor. Hayatıma yaptığım en güzel şeyi yapmanın verdiği tatmin duygusu inanılmaz. Ben artık eski ben değilim. Eve dönme zmanaı gelipte Rio hava alanına gittiğimde. Çok garip hissediyordum. Uçağımı beklerken hava alanı koridorlarında, salolarında uzun uzun yürüdüm ve "Vay be... İşte bitti. Hiç bitmeyecekmiş gibi geliyordu ve hep yollardaymışım gibi..." diye düşünüyordum.

Bunu okuyan herkese mesajım şudur: Gezin!






















































































































































...devamını göster (show more...)